22 Temmuz 2013 Pazartesi

Kafamdaki Trenler


 İnsan hayatın getirdiklerini yaşar seçimsiz. Sahi hayat da hiçbir zaman getirmiyor değil istenileni. Aslında mevzu elindekilerle yetinmekte mi?
Anlamıyorum intihar edenleri, ya da etmeyi düşünenleri; yaşamadan ölmeyi nasıl kendinize yedirebiliyorsunuz ki? Ölmek kolay mı bu kadar yada pes etmek. Bu Pes oynarken daha ilk dakikalarda yediğin 4 golden sonra ikinci yarıyı beklemeden yenilgiyi kabul edip oyunu kapatmaya benziyor. Yada sohbetin başında sıkıldığında sonunu beklemeden çayını hızlı hızlı yudumlayıp biran evvel masadan kalkıp gitmeyi bekleyen kadını.
Evet böyledir kadınlar. Adamların söylediklerinin nereye gittiklerini düşünmezler bazen. Hayal et hadi:
Bir adam ve bir kadın bir masada oturuyorlar. Adam çok seviyor kadını. Ve onu oraya içindekileri söylemek için çağırmış. Kadında seviyor adamı ama kızgın bi türlü adamdan beklediği sözleri duyamadığı için.
Adamlar böyledir. Yaşları ne olursa olsun sevdiği kadının karşısında çocuklaşırlar. Ne diyeceklerini unuturlar saçmalarlar. Onlardan hiç beklenmeyecek hareketler yaparlar farkında olmadan. Lafa nasıl gireceklerini bir türlü bilemezler mesela. Sonra aynı anda konuşmaya başlamalar..
Adam belki 1 saat öncesinden gelmiş bekliyor kadını. Ve kadın ufukta beliriyor sonunda. Masaya oturduğunda çaylar geliyor.
Çay henüz her şey bitmedi demektir ondan adamın illa çay demesi.
Adam konuşmaya başlayamıyor bir türlü. Saçmalıyor havadan sudan. Kadının aklından bugün bu işin bitmesi geçiyor. Eğer bugünde olmazsa tren bileti hazır binip gidecek akşamına bu şehirden sevdiği adamı geride bırakıp. Adam saçmalamaya devam ediyor. Aklının her hücresi hadi artık başla diyor ama nafile. Elleri titriyor adamın masanın altında.
Derken 1 saat geçiyor böyle adam söyleyeceklerini söyleyemiyor. Kadın artık üçüncü bardak çayın gelmesiyle yeterliyor kafasında. Sahi bu –yor eki ne tuhaf bir ek. Hep hayatımızın yönünde bizimle oynuyor. Kadın bu bardak bitecek ve artık bu masadan kalkıp gideceğimleri uçuşturuyor kafasında adamın ona bu masada bi bardak çay bir senin ellerin olsun bütün ömrümü geçiririm diyeceğini demek istediğini bilmeden.
Gerisi üç nokta. Siz kurun devamını kafanızda. Sevgisinden saçmalayan bir adam ve beklemekten tükenmiş bir kadın akşama trende olacak. Sizce ne olur bu hikayenin gerisi? Hayatlarınıza uydurup tamamlayın şimdi…
Nedir düşünceniz? Oğuz Atay gibi "Biz çayın yalnızlığa iyi gelen tarafını da severiz..." sözü mü yoksa? Ya da gülen gözler mi karşılıklı?
Tren sesleri mi kulaklarınızdaki?
Bu esnada intihar etmek için denize bakan bir adamın gözlerinden süzülüyor kendine bile itiraf edemediği iki damla yaş. Hayat tuhaf.
Başka bir yerde ellerinde çiçeklerle sevgilisine giden bir adamı terk etmeyi düşünüyor sevgilisi o buluşmada. Sahi insanlar neden terk eder?
Neden bir arada yaşamak zor gelir? Ya da neden hayatımızda tutamayacağımız insanları alırız hayatımıza?
Bu kadar basit midir ki bi anda tüm kurulan hayalleri cam parçacıklarına ayırıp çöpe atmak arkasından kırdığımız uğrunda annemizden azar işiteceğimizi bilirken? İnsanlar tuhaf doğrusu.
Trende, geniş koltuğumda başımı cama yaslamış gecenin içinde, yarı uykulu, karanlıkta belli belirsiz yollara, evlere, ağaçlara bakarken bir an, "hep böyle yolda olabilirim" dedim, durmaksızın yol alabilirim, bir kentten diğerine , bu yollar, yabancı bir dilin, şehrin kelimeleri, insanları, evleri, sokakları arasında, çan sesleri, tramvaylar, oteller, bavullar, havaalanları, otobüsler, trenler, kahve için uğranan kafeler, sırt çantam ve fotoğraf makinamla, böyle yaşayabilirim. O an sanki dünya avucumun içindeydi, sanki dünya kalbimle birlikte atıyordu, ben durunca o da durup bekliyordu, sanki dünyaları sığdırabilirdim kendime, sanki ben sonra küçücüktüm, hatta yoktum da dünya vardı, biz dönüyorduk, ben dönüyordum, en sonra ben eve dönüyordum, insanın uzun bir yolculuktan eve dönmesi de ne güzeldi.
Aslında çok severim ben otobüs yolculuğunu da.. Kulağımda müzik, hızlı geçip giden yol ışıkları, farklı şehirlerin görüntüleri havaları.. Hele gece yolculuğundaki kuş uykuları yok mu, hafif çalan müzik ara ara uyandırır insanı..
Bir tren sesi hayal edin ama siz şimdi. Kimileri için ayrılığın sesi kimileri için kavuşmanın ümidi… Trenler yine de düşünmenin en ideal yeri. Sahi siz hiç trene bindiğiniz mi?

http://www.youtube.com/watch?v=k8Kt6AZS8KQ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder