30 Temmuz 2013 Salı

Edebiyat-ı Çay

 
Biz neden çayı şekersiz içeriz bilir misin? Neden süslü, porselen fincanlarda değil de ince belli cam bardakta? Çay kaşığın sesini neden bizden duyamazsın? Yanına neden pasta-kek değil de limon isteriz? Neden lüks, pahalı cafelerde değil de sahil kenarında, salaş çay bahçelerinde otururuz?
Biz çayı şekersiz içeriz. Dostun muhabbeti, gülümsemesi tatlandırır yüreğimizi. İnce belli bardakta içeriz. Sıkıca kavrayıp hissederiz o çayın vereceği hazzı, lezzeti. Sohbetin koyuluğunu bölmesin diye duyulmaz bizden kaşık sesi. Limon isteriz yanına. Açsın diye muhabbet yolu enfeksiyonumuzu, alsın acımızı, içimizdeki o malum derdi. Bir tek semaver isteriz.  Gerek yok cebe-cüzdana, yeter bize gönlümüzün zenginliği.
Çay kullanımının Türkiye’de uzun bir geçmişinin olması, Türklerin kendi çay kültürlerini yaratıp geliştirmelerini sağlamıştır. Çay yalnızca evlerde değil, çayhanelerde, çay bahçelerinde, kıraathane ve kahvehanelerde de içilmiştir. Zamanla, Türkiye’de çay kullanımı giderek kahve kullanımının önüne geçmiştir. Bugün ise, ülkemizde çay, sudan sonra en çok tüketilen içecektir. Bu durum doğal olarak zengin bir çay kültürünün oluşmasına yol açmıştır.
Çay, türkülere, manilere, bilmecelere, tekerlemelere girmiş, şiirlerde, hikâyelerde, romanlarda çaydan söz edilmiş, ressamlar çay kültürünü işleyen resimler yapmışlar, karikatüristler çayla ilgili karikatürler çizmişlerdir.
Kültürümüzde ve edebiyatımızda bambaşka yeri olan çay! Bir bardağına kendimizi koyverdiğimiz, rengine ne adlar, tadına ne oh'lar ithaf ettiğimiz bildiğimiz şu bizim çay...
"Çayın edebiyatı mı olur?" demeyin. Çaysız edebiyat olur mu? Olmaz olur mu! Ama olmaz olsun... Tabi bazılarına göre de “edebiyat karın doyurmaz çay içirir”. O zaman “edebiyatçılar nasıl para kazanıyor edebiyattan?” diye de sorarlar adama.
Bir bardak çay belki de kendini ifade edebilme yöntemidir. Söylemek isteyipte söyleyemediklerini yudumlar insan. Şairin dediği gibi; “biz de "özledim" diyemeyiz, oturur bir çay daha içeriz. Hatta severiz, söyleyemeyiz, bir çay daha içeriz. Utanırız ağlayamayız, bir çay daha içeriz. Başımız ağrır, bir çay daha içeriz. Gönlümüz kırılır bir çay daha içeriz. Üzülürüz, seviniriz vesaire.”
Her zaman “ÇAY”dır bizim yegâne yârenimiz.
Şimdi diyeceksiniz ki; “Çay edebiyatı vardır da neden kahve edebiyatı yoktur? Çaydaki sır nedir?”
Çay kültürümüzde dostluk emaresidir. Dostluk diyince akla muhabbet gelir. Çay geçmişten günümüze en çok tamah edilen ikram türüdür aynı zamanda. Misafirin evimize adım atmasıyla birlikte çay suyu da düşer ocağa. Çay ikram eden bi insandan zarar gelmez. Kötülük yapamaz o. Elleri ayakları titrer. Çay gibi dumanı başından tüter. Nasıl ki başın ağrıdığında çaresi envai çeşit ağrı kesici ise; aklın ağrıdığında, gönlün ağrıdığında yegâne çaresidir çay.
Çay sevdadır.
Bir fincan kahvenin de 40 yıl hatırı vardır, derler. Edebiyata gerek var mı? Onun da edebiyatı var, kahve yalnızların dostudur vs diye. Çayın kahvenin önüne geçme sebeplerinden ilki iki bardaktan fazla içilebilmesi. Çay muhabbettir, dostluk, sevgi, aile, aşk vesairedir. Nihayetinde kahve de çayın samimiyeti bulunmaz bence, rahatlığı ve lezzeti de. Aslında her ikisinin yeri ayrı fakat çay edebiyatı daha gerçekçi, daha bizden. Denildiği gibi; çayın kalabalıkla, muhabbetle, insanlarla arası daha iyidir, kahve yalnızlık ister.
Çay dediğimizin usulü üçtür usta. Çay; üç şeyde yapılır; ateş, semaver, demlik. Üç şeyde ikram edilir; çay tepsisi, çay tabağı, çay bardağı. Çayın birçok dilde karşılığı üç harftir! Bir de çay, ‘üç’ün olduğu yerde içilir! Bir sen, bir seni yaradan, bir de seni seven.
Edebiyatımızda da geniş bir yer bulmuştur kendine çay. Biz inanan çocuklar, efkârlanınca çay içiyoruz. "Çay bulaşıcıdır, efkâr da." Diye açıklıyor Bekir Erdoğan.
Bizim insanımız birdir. Aşağı yukarı hepsi aynı dertten muzdarıbiz. Şairlerimiz, üstatlarımız da bizler gibi. Bundandır çaya yazılan şiirler, çaya atılan türküler, çaya söylenen maniler. Ve bazen çay; Umutsuzlukları yeniden demleyip, umuda varmaktır. Şairin de dediği gibi: "Çay içiyorsanız bitmemiş bir şeyler vardır." Demlenmiş çay gibisi yoktur… Çünkü demlenmiş çay samimiyettir. Hadi tüm sevdiklerimize çay demleyelim…
Edebıyatımızda çaya yüklenen birçok anlam yazılmıştır. Mustafa Duman’ın bir kitabı var mesela; Çay Kitabı. Okumanızı tavsiye ederim. Orda incelikleriyle anlatılmış çay.  Örneğin, Ahmet Yesevî’den günümüze kadar uzanan bir gelenekte çay şifadır. Çayın hazırlandığı suyu ısıtan semaver de şifa ağıtıcı olarak görülür. Yalnızca sohbetlerde değil, mevlitlerde, hamam çıkışlarında insanları rahatlatmak için semaver kaynatılır ve çay verilir.
Semaver bir şifahaneye, dertlilere şifa veren bir manevî çeşmeye benzetilir. Semaver sohbetlerinde üç ana unsur; saki, gazelhan ve muhibbandır. Bu sohbetlerde çaya “küçük derviş” denir. Semaverin ise bağrı ateşte yanar. Musluğundan akan sular ve çaylar, yaşlar, kanlı yaşlardır. Sohbetlerde küçük çay bardakları kullanılır ve sessizliğin bozulmaması için çay kaşığı kullanılmaz, çaylar sert şekerle kıtlama olarak içilir. Sessizlik içinde yudumlanan çay (mey) insanı başka âlemlere taşır. Semaverli çay sohbetlerini çok seven Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi semaver hakkında şöyle der:
“Semaver yar u yaranıyla hazır
Çiçek altında teşrifine nazır
Zaman hoştur, zemin hoştur, mekân hoş
Bu hoş demde hoş olup gel misafir”
Nakşibendî sohbetlerinde semaver kaynarken ilâhîler okunur. Semaver sanki bir darüşşifadır. Ondan verilen çayla ve sohbetin manevî havasıyla insanlar manevî coşkuya kapılır, ruhları ferahlar.
Tekkelerde çay demlemek bir sanattır. Onların adabı da daha başkadır. Şimdi burada girmeyelim o başka bir yazı konusu olur. İlerde inşallah. 
Çay demlenmesi gereken bir varlıktır.Çayıdemi bizim derdimizin miktarı, yüreğimizin sıcaklığıdır. Bir dizede; "Sen bir çay demle sıcacık; ben ellerimi, yüzümü, gönlümü, bütün soğuk kalmış yanlarımı alıp geleyim." diye geçiyor çayın demlenmesinin anlamı. Sallama çay yapılan evlerde mutsuz insanlar yazar diyor bir Üstadım.   Mesela ne diyor Nazan Bekiroğlu; “'Çayın miktarına en uygun su miktarını kestirebildiğin de sen de çay da demlenmişsin demektir."
Ey Allah'ın kulları, tamam çay için, namaz kılın ama isim vererek dua edin. Bilmez misiniz çayın derdi muhabbettir. Eskilerin dediği gibi “Es sohbet-ü bila çay, kes sema-i bila Ay.” Yani “Çaysız sohbet aysız gökyüzü gibidir”. Çay içmek kendinin padişahı olmaktır. Çay'ı israf etmeyiniz, sonra Çay'pılırsınız vallahi. Allah hepinizin ömrüne demlikler dolusu çayı şenlendirecek muhabbetli insanlar nasip etsin.
Ağır ağır ölür; yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, gönlünde incelik barındırmayanlar, hiç çay içmeyenler… Bazı beklenenler vardır hayatın her deminde. Gelince onlar heybesinde şiir olsun. Çay kokusu olsun. Utangaç ama değdiği yeri aydınlatan gözleri olsun. Gerisi boş. Öyle ya gidenleri beklerken yapacak bişey yok; yine özler, yine bekleriz. Çay içer, kitap okur, namaz kılar, dua ederiz. Hem çay içmek sadece ‘çay içmek’ değildir. Mesela içerken düşündüğün gözler vardır. “Benim çay bardağımda senin gözlerin olur.” diyor Sezai Karakoç. Ya da mesela Alper Gencer "İçemediğimiz çayın şiiridir yazdığımız. İçtiğimiz çay ise yazamadığımız şiirin tesellisidir…" sözüyle anlatmış çayda gizlediklerini. Yahut yine çay-göz ilişkisini “Dudak payı çay bardağında bırakılan dudak payı kadar bile uzak kalamam gözlerine...” diye sergiliyor Sunay Akın.
Bu ve bunun gibi birçok dizemizde geçerken duygularımıza tercüman oluyor çay. Mesela aşağıda hemen diziyorum örneklerinden birkaçını; size keyifli okumalar. Sağlıcakla, çaydaninsanlara selam olsun…
“Masada çay bardakları ve ellerin olsun yeter”- Tarık Tufan
“İki çay söylemiştik orda, biri açık, keşke yalnız bunun için sevseydim seni” - Cemal Süreya
 “Ve oturdu mu bir masaya, hakkını verir çay içmenin.” - Cahit Zarifoğlu
”Biz, çayın yalnızlığa iyi gelen tarafını da severiz.” - Oğuz Atay
“Doldur ki nûş edeyim safi şekerli çayı. Her dertlere devadır tebdil eder havayı”- Haydar Efendi
“Haydi iç de çay koyayım.”- (Ah Muhsin Ünlü )
“Ve hala ince belli bardakta içilen çay tüm felsefe, poetika ve kuramların üstündedir. Çay duyguların sıvı halidir.” -Bekir Erdoğan
“Ama bu kente gelirsen unutma beni ara, sana bir çay ve temiz yaralar ısmarlarım.” -Osman Konuk
“Bizim içtiğimiz çay da çaydır. Çarpık dudaklı ezik gözlü allı mavili çaylar. Vadilerden renkli yağmurlar gibi gelir. İçtiğimiz çay.” -Sezai Karakoç
“Çayın rengi ne güzel. Sabah sabah, açık havada! Hava ne kadar güzel! Oğlan çocuk ne kadar güzel! Çay ne kadar güzel!”- Orhan Veli Kanık
“Çay içiyoruz; mutlu bir sessizlik içinde.” -Cevat Çapan
“Günün aydın, akşamın iyi olsun” diyen biri olmalı. Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda. Yoksa, zor değil, hiç zor değil. Demli çayı bardakta karıştırıp, bir başına yudumlamak doyasıya. Ama; “Çaya kaç şeker alırsın?” diye soran bir ses olmalı ya ara sıra…” -Can Yücel
“Biriniz birkaç yıldız taksın gökyüzüne, biriniz çay hazırlasın, biriniz akşam olsun.” -Mevlâna İdris Zengin
“Basit yaşayacaksın basit. Sanki bir gün yaşamın sona erecekmiş gibi basit. Çay, Simit ve Peynirle.”- Nazım Hikmet Ran
“Çekti ayakları kahveye vardı. Açtı tabakasın, sigara sardı. Daldı. Neden sonra garsonu gördü; ‘Çay’ dedi, yutkundu, eğdi başını.” -Abdurrahim Karakoç

 “Ömür bir çay içimi kadar zaten.” -Umay Umay
“Şimdi ölsek; en fazla kahvede çaylar soğur.” - Yılmaz Odabaşı
“Soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm.” - Nevzat Çelik

“Yazsam okusam, okusam yazsam, biri devamlı çay verse bana.” - Ömer Lütfi Mete
Hıncım bana kalsın gayrı sen yalnızlığımı götür. Bana çay demlemeyi öğret; elimi yüzümü yıkamayı, ağzıma rakı koydurma. -Ahmet Oktay
“Çay içiyordu. Sıkılıyordu. Hamamda şarkılar söylüyordu görüntüm. İşbaşı yapıyordu çalıntı zamanlarda.” -Altay Öktem
“Bütün gün kahvede oturdum yedek kulübesinde ve bir kardeşim saf dışı kalsın diye çay söyledim kahveden.” -İbrahim Tenekeci
“Seni çay içerken izlemek, seni çay doldururken, seni demlerken çayı; kimseler inanmasa da düpedüz sevap.” -Alper Gencer
“Dans eden bir kadının ayak bilekleri gibidir, Judy Garland gibi çay. Kan gibi çay.” -Sezai Karakoç
“Çaycı getir ilaç kokulu çaydan. Dakika düşelim senelik paydan.” -Necip Fazıl Kısakürek
“Biraz çay soğuklarda. Ne kadar acı şu dünya” - Behçet Necatigil
“Bir bardak demli çay burukluğu gibi kalsın, gecenin ve sabahın tadı yaşasın anılarımızda.” -Ahmet Telli
“Her gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlayayım, seninleyken bir yudum çay zenginleştirilmiş uranyum gibi enerji veriyor bana Şebnem.” -Murat Menteş
“Çay henüz her şey bitmedi demektir.” -Cezmi Ersöz
“Çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de. Duruma uymak kısaltıyordu günlerini artamayan eksilmeyen bir hüzünle…” -Turgut Uyar
“Aşkınla demlenmiş sıcak bir çay içmeliyim. Küfürler saçıp etrafa, belalara bulaştırmalıyım ağrılı başımı. Yokluğuna alışmamalıyım.” -Tarık Tufan
“Bir çay yalnızlığı emirgân’dan öteye değdikçe ısındığı yaldızlı bardağın.” -Attila İlhan
“Adın üç kere geçti saçma sapan bir filmde. Yalnız olsam çok ağlardım ama annem bakıyordu. Otoban dolusu gürültüyü sıkıştırıp beynime. ‘Anne’ dedim, ‘hadi çay koy da içelim.’… “ -Ali Lidar

  

4 yorum:

  1. okurken aklima gelen:
    http://www.youtube.com/watch?v=w3MMbvh-vmE
    muhabbetle,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevdiğimiz güzel bir parçadır, başka bi yazımızda da kullanmışlığımız olmuştur. Muhabbetle.

      Sil
  2. değerli paylaşımlarınız için teşekkür ederim takipçiniz olmaya devam edeceğim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli yorumunuz için gönülden teşekkürler, elimizden geldiğince devam edeceğiz, sağlıcakla...

      Sil