11 Mart 2013 Pazartesi

Yetmiş İkinci Mevsimim Gönlüme Hoşgeldin


Doğanın uyanışıdır "nevruz"; benim küçüklüğümden beri kocaman sevdiğim sabırsızlıkla beklediğim. Nevruz sözcüğü Farsça “nev” (yeni) ve “ruz” (gün) sözcüklerinin birleşmesinden meydana gelmiş olup yeni gün anlamına gelmektedir. Eski İran takvimine göre yılın ilk günüdür. Baharın müjdecisidir nevruz… Uzun geçen kışın ardından yıpranmış yanlarımızın tamiridir bir anlamda. Kıştan yadigâr yorgunluktan, baharın getirdiği sarhoşluğa merhaba deme vaktidir yeniden.
Uzun kış mevsiminde üstündekileri çıkaran tabiat, baharla birlikte giyinmeye başlar yeniden. Kışın kısalan günler, gittikçe uzar. Cemreler düşmeye başlar; havaya, suya, toprağa ve birde gönüle... Toprak uyanır derin uykusundan. .  Baharla birlikte tabiat bir gelin gibi süslenir. Bolluk ve bereketin habercisi olan çiçekler açmaya başlar. Evvela bir çiçekle bize göz kırpan bahar, kışın soldurduğu ruhumuzu da yeşertir. Yakılan nevruz ateşleri, kış boyunca üşüyen içimizi ısıtır.
Nevruz da sadece tabiat yenilenmez, biz de ruhen yenileniriz. Gönüllerimiz bahar neşesini doyasıya yaşar. Sabahlar daha bir mutlu, daha bir yaşanılası başlar. Baharın gelişiyle birlikte kış mevsiminin içimizde bıraktığı tortuları atarız. Bir bayram sevinciyle ve coşkusuyla çocuksu hissiyatımız gönül göklerinde kanatlanır. Baharda mutluluk uzun zamandır süren kış uykusundan uyanır. Gönül penceresinden içeri doğru selam ederken haremlik selamlık hepsini birbirine karıştırır. Gönlümüzün boş ve hissiyatsız soğuk odaları bir bir yerini sıcak ve cıvıl cıvıl güzelliklere, mutluluklara bırakır. Baharda anlamsızca mutludur insan, nedensiz gülümseme durur yüzünün en güzel yerinde.
Nevruzda sadece doğa dirilmez, ruhumuzdaki cevherin yansıması olan iyi duygular da dirilir. Baharda daha bir iyi olur insan, bardağı daha bir dolu tarafından görür, öyle görmek ister. Baharda bütün olumsuzluklar unutulur. Hepsinin üzerini kıştan kalan kar örtüsüyle yüreklerimizin en diplerine örtünür ve üzerine yeni yeni çimlenmeye başlayan cemreler düşürülmüş olarak bulunuruz.
Bazı sabahlar vardır, içinde dünyayı değiştirme hissiyle uyanırsın. Dünyayı değiştirdiğin olmaz pek ama kendi dünyanı değiştirirsin. Yollar dönersin, kitapların, filmlerin, sergilerin, şehirlerin ilhamıyla günleri gece edersin.
Yol ayrımları sancılıdır. Yol ayrımları seni sen kılar ve insanoğlunun yaradılışındandır ki her daim arkada kalan seçenek bir parça uykundan çalar.
Bahar ayının tam ortasında doğmamdan olsun ki çok severim baharları. O da beni sevmiş çok; sevmiş ki yeşilinden lütfedip katmış gözcağazlarıma. Yeşil baharın rengidir. Baharda yer daha bir yeşil gök daha bir mavidir. Bahar yeniden dirilmektir. On sekiz kez gördüm yeniden dirilmeyi; her defasında yeniden dirilerek yüreğimde doğayla.
Mevsimler kaldı geride. Aylar, yıllar kaldı... Kurduğun her düşe tam on sekiz sene, tam yetmiş iki mevsim şahit oldum. Bu gözlerimin tanıklık ettiği yetmiş ikinci mevsimim, on sekizinci baharım.  Daha sayısız mevsim sana ilham, yanağında bir buse olmaya, adı konmamış rüyalara ad olmaya geleceğim. Olur da içinde dünyayı değiştirme hissiyle uyanırsan yalnız kalmayasın diye.
Vakit, avazın çıktığınca şarkılar söyleme vakti. Bir kuşa gülümsemek için, sebepsiz bir iyilik yapmak için, kimsenin ihtimal vermediği hayallerini gerçekleştirmek için yarını bekleme! Yeni başlangıçlar için bir ilkbahar sabahından daha güzel ne olabilir?
Açtım kollarımı bekliyorum. Sen gelince bahar gelecek, sen gelince yağmur duracak. Kalemle nefes bir olacak. Gece güne dönecek öyle ya! Aslolan sözdür sevgili, gerisi beyhude! Nevruzun ateşiyle yeniden yanacak yüreklerimizin feri.
Günler bazen hızlı geçer bazen beklersin hiç ilerlemez... Bunun mevsimsel bir açıklaması yoktur her zaman. Ama öyle ya da böyle dünya döner... “Elbette acı çekeceksin, görmenin bedelidir bu. Elbette için korkuyla dolacak, yaşamak demek tehlike içinde olmak demektir. Büyümek zordur!” demişti babam nevruz pikniğinin birinde; daha saçlarıma iki taraftan kurdeleler takılarak mavi mavi giydirilip evin prensesi, baharın perisi ilan edildiğim zamanlarda küçücük bir kız çocuğuyken. O gün bugündür her nevruz ateşinden atlarken kulağımdan o ateşe hiç düşmeyen küpe.
            İnsan etten kemiktendi... Duygu kavramının bilimsel bir açıklaması yoktu. Adı konmuş birkaç hissiyat vardı sadece... Korkmak mesela, düşünmek vardı... Hissetmek vardı sonra... Bir mevsime anlam yüklemek iç rahatlatmaktır... Bahar, kışın ardından yeniden doğmak gibidir mesela. Güne gülerek başlamak, erken uyanmak, soğuğun verdiği kasvetten arınmak gibidir. Toprakta yeşeren her çiçek, içinde büyürmüş gibi mutlu olursun, günler uzun, günler aydınlıktır.
            Bugün artık bahar tüm mutluluğuyla kapında... Ananem öğretmişti küçükken yaşımı hesaplamayı; "her bahar attığından, şu nevruz ateşinin üzerinden her atladığında bir yaş daha aldın kızım, her mevsim bir kapı daha açar sana ömründe" derdi. Yetmiş ikinci mevsimine hoş geldin gönlüm, bu mevsim yetmiş iki kapı açacak sana. Şimdi bir bahar daha büyüdün.
Gökyüzünün sonsuzluğuna karşın, açan her bahar için yüreğime güller ektim. Kırıkların tamircisi, kalpsizlerin yaratıcısı, camdan kalplerin koruyucusu oldum. Bazen adımı sordular, “ Adım yok! “ dedim... Kalbimde bir sığıntı gibi yaşamayı düşlerken, hâkimi oldular benim adsızlığımın... Sayfa sayfa akarken şimdi, indikçe yüreğimin derinlerine, adımdan izlere rastlıyorum... Her şeyin adı olduğu bu hayatta, ben adsız olmaktan memnunum diyorum! Kesinleşmemiş her ifade, yoksunluğun belirtisi; elinde yetmiş ikinci mevsimim... İçinde derde derman, aşka âşık var. Kollarınla sar ve kokla güllerimi, çevir yaprakları...
Durma öyle!
Uzun süren kışın ardından doğanın uyanışıdır nevruz… Baharın ilk günü sayılır nevruz… Bu günde (21 Mart) gece ile gündüz eşitlenir.  Ateş üstünden atlamak, demir dövmek, yumurta tokuşturmak birer nevruz geleneğidir. Nevruz, dünyanın kutlanan en eski ve köklü bayramı olma özelliğini taşımaktadır. Bak çoğu unutulup gitti. Bilmediğim bir şeyi öğrendim: 26 yıl uygulanmayan bir gelenek unutulur gidermiş, bahar unutulur gider mi? Demiş ya şair: "Koşup yetkili memura haber vermeliyim; bahar geliyor." Öyleyse söz! Nevruz hiç unutulmayacak, bu ateşi hiç bir şey söndüremeyecek eylül yağmurundan başka; her bahar yeniden yanacak daha büyüyen, bizimle büyüyen bir aşkla.
Şimdi yeniden güneş doğduğunda ve o gün geldiğinde çiçeklenecek ağaçlar, yapraklar yeniden yeşerecek. Bahçemdeki koca incir yeniden dallanıp budaklanacak. Rüzgârın saçlarımı okşadığı güzel bahar akşamları gölgesinin yanı başında yazdığım kiraz ağacım yeniden beyaz çiçeklerinden hediyeler düşürecek saçıma. Tüm bir yılın yorgunluğunu o ateş yandığında üzerinden atlarken tüm yüreğimle tutacağım dileğimle atacağım.
Bu bahar yeniden farklılaşacak her şey; ömür defterimde bir sayfa daha geçip gönül defterimde yepyeni bir hikayeye yer açacağım. Bu bahar her şey farklı olacak, o günden sonra yolda yürürken yüzüme vuran güneş, saçlarımı öpen rüzgar, siyahıma sarı çalan o yıldızlar; sessiz bir kıyametin karnında kaybolmayacak. Ben yolda kendi şarkımı söyleyerek yürürken rüzgar da bana eşlik edecek; bu kez sığındığım müzik yada kitap değil müzik ve kitap ben olacağım. Bir baktım çok yalnız kalmışım, yalnızlığım gönlüme dokundu. Bahar rüzgarı alıp götürecek kokumu..
Bir de kelebeklere dikkat edin olur mu? Kelebekler bahardır, nevruzun asıl ulakları, bütün bir yılın habercisi; kısmetidir. Çünkü kelebeklerin birer manaları var. Ah, siz bunları bilmez, bunlara itikat etmezsiniz. Beyaz kelebek: Saadete, talihe…  Pembe kelebek: Sıhhat ve afiyete…  Sari kelebek: Kedere, hastalığa…  Siyah kelebek: Felakete, matem ve ölüme delalet eder efendiler. Keza beyaz kelebek görünce talihimizin o sene açık olduğuna, mesut olacağımıza kail oluruz, bahar çiçekleri altında beyaz kelebeğin şerefine semailer okuruz ezelden beri.
İlk defa küme halinde görülen kelebeklerin de umumi manalarını başka tabi; beyaz kelebek kümelerinin zenginliğine, pembe kelebek kümelerinin bolluğa, sarı kelebek kümelerinin kıtlığa; kırmızı kelebeklerden müteşekkil, pek nadir görülen meşum kümelerin mutlaka bir muharebeye, siyah kelebek kümelerinin fetrete işaret olduğu söylenir. Bu böyle uzar gider işte. 

Küçük bir prensesken dilimde kalan bir nevruz duasıyla noktalamak istiyorum satırlarımı:
 “Bu ulu gün, büyük işlere adım atılmasına vesile olsun. Dünyanın dört bir yanında yaşayan halklarımızın dostluğuna güç katsın. Allah, bizlere bereket ve birlik versin. Kötülükler yok olsun, iyilikler artsın. Zorluklar yenilsin, sıkıntılar azalsın. Aydınlansın dört bir yan, yolumuz açık olsun. Tüm dünyanın ortak bayramı Nevruz Bayramınız kutlu olsun!”
Sağlıcakla. :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder