1 Kasım 2013 Cuma

Mevsim-î Gönüldür

 

Gönlümü bazen dingin bir su kenarında, hayalin güçlü kanatlarına binmiş ötelerde gezinirken, bazen karşılaştığı herhangi bir otobüse yaşlı gözlerle el sallarken suçüstü yakalıyorum. Yaşadığı kesif duygu ikliminden sıyrılıp yaşanmakta olan gerçekler âlemine geçişte ve içinde bulunduğu hazin durumunu gizlemekte başarısız oluyor, panikliyor.
Bir gemi yüzüyor içimde kimi zaman, saflığın, temizliğin ve zarafetin timsali kuğuları andıran. Hudutsuz ve dile getiremediğim hislerimi yüklenmiş olarak kayıyor berrak maviliklerin üzerinden. yitiğini arıyor belki, belki bu uğurda yitip gidecek bu meçhul ve karanlık sularda?..
Bir kelebek uçuyor bazı yüreğimde, rengârenk. Çiçeklere konup kalkıyor hercai bir gönülle. Umurunda değil dünya. Kısacık ömrünün tadını çıkarmaya çalışıyor anlaşılan; konduğu hiçbir yerde uzun boylu kalmayışı bundan.
Siyah, azametli bir kartal süzülüyor içimin semalarında. Ağır ağır, geniş daireler çizerek uçarken hükümranlığı altında bulundurduğu gökte, keskin ve acımasız gözlerle yeryüzünü tarıyor, pençeler tetikte!...
Bir serçe telaş içinde pırlayıp uçuyor önümden. Gönlüm de peşine takılıp, meçhule kanat çırpıyor. Alıp alıp gidiyor başını.
Atlılar geçiyor içimden doludizgin. Nalların toprağı döverken çıkardığı tempo kanımı tutuşturuyor. Geçmiş zaman savaşlarının içinde buluyorum birden kendimi. Meydan, acı at kişnemeleri, korkusuz naralar, talihsiz feryatlarla ağız ağza dolu. Her taraf toz-duman…
Bir yaprak düşüyor içime, sararmış, kuru… Bir başına düşüş, gönül ülkeme serapa sonbaharı getirmeye yetiyor. Yeni yeni başlayan soğuklarda haddinden fazla üşüdüğümü hissediyorum işte o an…
Bulutlar kaplıyor birden içimi. Sisten, kalın, saten, mat bir beyaz perde çekiliyor dünya ile aramıza. Kendimden kaçmama yardımcı olmuyor görüntüler. Bedenin daracık hücresinde, başım avuçlarımın arasında, bilmediğim suçlarıma verilen bilmediğim bir cezanın infazını bekliyorum ümitsizce.
Bir yağmur bastırıyor içime durup dururken. Ben yağmura aldırışsız, ben sırılsıklam yürüyorum bir tarla yolunda, topraktan buğulanan bereketi ruhumda duyarak.
Yağmur sağnağa dönüşüyor birden. Handiyse insanın gözlerini kapacak şimşekler çakıyor yağmurun arasından. Göklerin, dehşetler saçan gökçek kırbaçları şaklıyor, çıplak ve ıslak arzın üstünde.
Bir güneş açıyor içimde sonra. Pırıl pırıl ve canlı ışıklar parlak umutlar yüklü. Kesilmiş olsa da derinden derine yağmurun uğultusu var kulaklarımda hala. Sükût o içli, o ruha işleyen eşsiz bestesini icra ediyor şimdi.
Karlar uçuşuyor içimde bazısı. Havada beyaz tüyler gibi uçuşan mütereddit taneler konmak için yer beğenmekte kararsız sanki. Onların bu kararsız hali, hüzne bahane arayan gönlüme hemencecik aksediyor. Gecikmiş kararlar büsbütün çıkmaza giriyor.
Bir de bakıyorum; nerden peyda olduğu bilinmez bir hortum girdabına çekip alıyor beni. Karşı koymak anlamsız. Dönüyorum, her şey dönüyor…
Olan oluyor ve gökler öfkeleniyor ansızın. Buzdan bombalarla gazap yağdırıyor yer ehline; doludur yağan, dalda çiçek perişan, tomurcuklar darmadağın, ekinler yerle bir…
Kâh bir rüzgâr esiyor içimde serinden, saçları dağıtıp dalgalandırıyor. Nazlı nazlı salınıyor bir kavak, tatlı tatlı hışırdıyor yapraklar. Ve kâh çöle kesiyor içim, yüreğim kavruluyor kızgın güneş altında.
Yürekteki yangın dili de tutuşturur,

Kelimelerim onun için ateş soyludur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder