8 Aralık 2012 Cumartesi

Rüzgârla Konuşan Adam


Eski acılara bakıp da küsme sevdalara; gavura kızıp da oruç bozulmaz.Sök at kafandan ''acaba''ları.Bir kemik aynı yerden,iki defa kırılmaz.Koştuğum sokaklarda, zor yürüyorum bugün..Omuzlarımda kötü anılar, sol cebimde yıpranmış rüyalar..Şimdi çok gerilerde bıraktığını sandığın geçmişinin sokaklarında gezin. Sohbet et kendinle,ve sonra hayatı bir tüy gibi avucuna alıp üfle…Senin yanında olan tek insan bendim ya tüm yaptıklarına rağmen; şimdi boğul yalnızlığında bir başına.Artık bende yokum.Hava epey soğuk ki kar yağıyor. Yürüyorum ama üşümüyorum. En yakın arkadaşlarımdan biri İzmir yolcusu, veda var ondan sanırım; "vedalar acıtır" sonuçta. Şu anki hayatıma bi baktım da özetleyecek olursam; nezaketen yaşıyor, durmadan yürüyor, kahveyi çok ama çok seviyor ve giderek yalnızlaşıyorum..Düşünmem gereken şeylerin çokluğundan olacak ki adımlarım bir karıncanınkinden ağır. Yağmur eşlik ediyor yalnızlığıma yürürken. Rüzgar esiyor yüzüme doğru; gözlerinle içimin ücra köşelerinde yaktığın ateşi oda biliyor olsa gerek. Yağmur yağıyor mavi şehrime; insanlardan, kalabalıktan ayrı yürüyorum. Her damla da sen düşüyorsun yüreğime. Mavi şehrin sokaklarında damlalarınla kayboluyorum..Ne yeminler bozdum geceler büyürken sensiz, tarifi imkansız. Malumun olsun; ben sende geceyi sevdim. Hep aynı sessizlikte buluyor beni gece. Bu ilk değil elbet ama sanki daha bi düşündürüyor beni; rüzgar içimdeki ateşi bilerek esiyor sanki yüzüme, yıldızlar bana bakıyor sanki gözlerime. Herşeyi düşünmek şimdi, şu vakitte en baştan. Sanırım en iyisi güzel bi kahve alıp dolunayın ışığında, bahçede geceye bırakmak kendini; gece söyler belki bilmediklerimi, bilemediklerimi..Gözlerimin içine girdiysen; ya orda yaşamayı bileceksin, yada gözyaşlarımla akıp gideceksin. Senin bu yaptığın korsan bir eylem sevdiğim bilesin; kirpiklerime takılıp kalmakta nedir? Düşünüyorum, bulamıyorum. Uykularımı kaçırıyor gecelerin sessiz gürültüsü. Dışarı çıkmak istiyor canım, tek başına haytalık etmek. Boş caddelerde dolaşmak, ıslık çalıp şarkılar uydurmak kendi kendine. Hayatın atadamarlarında dolaşmak; bölmeden şehrin uykusunu. Gitmek istiyor canım; hayatın gittiği yere..Hep aynı sessizlikte geliyor gece. Var gibi ama yok, net gibi ama puslu. Sinir bozucu, uyutmayanda bu. Abi gece olmasın nolur ya; gündüz herşey çok güzel falan tamamda, şu saatlerde soluk borunu kesen o iğrenç hissin tarifi yok işte. Çünkü yüreğim üşüyor sevdiğim, söyle hangi mevsimine yazdın beni? Yapraklarım dökülüyor, baharlarında bulamadım kendimi..Hayallerimiz.. Kurduğumuz hayaller aslında cam kadar gerçek. Ve cam kadar şeffaf; hem içini hem dışını görebiliyoruz. Aynı zamanda cam kadar kırılgan. Kırıldığında da asla eskisi gibi olamayan ve elimizde, önümüzde kaldıkça bize daha fazla acıdan başka bişey vermeyen hayallerimiz.. Hepsi bize bağlı oysa; onları yıkmak, kırmakta yeniden kurmakta.Kaçıyorsun, hep köşelere saklanıyorsun. Köşeler ilk akla gelen yerlerdir. Saklambaç oynamadın mı sen hiç? Bir renk geliyorsun bana. Bir zamanlar söz vermişsin.. Söz veren bir renk duydun mu sen? Vazgeçemediğim kalemlerim var. Kalemlere bölünüyor günlerim. Günlere ayrılıyor kalemlerim. Aklımdan çıkmıyorsun dedim, başka türlüsünü yorgunum anlatmaya. Ağlarım aklıma geldikçe gülüşlerimiz. İnsan aciz mi kalıyor ne, gözleri geriye takılınca?Üzülen değerli olduktan sonra haklı olmanında bir önemi kalmıyor. Dilimden düşmeyen insanların her defasında gözümden gönlüme düşmesi çok acayip. İnsan yoruluyor bazen yalnız başına sevmekten. Ve öyle anlar oluyorki, beklemekten yorulduğun kadar bekledikçe kırgınlığın artıyor. Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor. Sana ait ne varsa hiçbiri benim değil.Şu sıralar durup dururken hiçbir alaka yokkken sen geliyorsun birden aklıma. Okuduğum bi kelimede mesela.Sonra senli günler ve bensiz kareler.Birden bişeyler beliriyor kafamda doğrulukları muamma.Akabinde sıralanan "acaba"larıyla. Meğer ne çok sorum varmış sana.Ve şimdi yazılar yazdırsanda bana, düne baktığımda eskimiş sahneler kalıyor sana.Hayale dalıp yerinde saymak gibi..Salıncaktayken gözlerini kapatıp uçtuğunu varsaymak gibi..Ben ve sen diye iki zamirin 'gibi'siydi.Gibiler ülkesinde gibi gibi sevme beni.Önceleri bu kömür karasına bulanmış beyaz sayfalarla dolu gecelere çokda sık rastlanmazdı hayatımda.Şimdi suratsız sabahlar, sabahsız günler, uykusuz geceler.. Geceler karanlıktır oysa ve sen bilirsin karanlıktan korkarım ben aslında.. Ben ellerine tutkun, o elleriyle yaptıklarına bakan gözlerime.Peki, söyle; nereye gidiyor bu gemide bu hikaye?İstanbulum; gitmeliyim. Bırak o tek kanatlı martım, o deli aşkım; içimdeki o uslu, o yalnız çocuğun cebinde kalsın. Şehrin üstüme kilitlediğin kapılarını açda gideyim. Kalbimin zincirlerini çöz de gideyim. Bırak beni gideyim. Konuşamayız seninle. Şimdi yaz.. Bu mevsimde insan, aslında ne denli mutlu olabilecekken o denli mutsuz olduğunu anlıyor. Öyle bir mevsimki, sevinirken bile insanın içi acıyor, umuda koşarken bile gecikmişliğini da çok hatırlıyor, içindeki boşluğun büyüklüğünü anlıyor. Kendisini hatırladıkça, kendisinin ne denli kaybolduğunu hissediyor.Günler günleri kovalıyor. Günler günleri aynen tekrarlıyor. Yoruluyorlar. Yaşamaktan değil, yaşayamamaktan yoruluyorlar. Olsun. Ne kazandığın başarılarda takılı kal ne de hatalarında ısrar et.Bunların yerine yeniden başla; şimdinin her değerli anında yeniden başla.Özlediğim insanlar var, aşık olduğum şehirler var, zamansız ağlamalarım var. Yani bildiğiniz gibi değil. Kendimden tek beklentim, hiç kimseden bir beklentim olmaması. Oysa söylemiştim sana; ne öncenle ne sonranla karıştırma beni. Bişeylere benzeterek, hayat telaşı arasında olmaz aşk. Gibiler ülkesinde gibi gibi sevme beni.Çok bekledim; geceler büyürken sensizliğin sessizliğinde. Ben hep bekledim, yine bekliyorum. Oysa sen hiç inanmadın "biz"e; ben benim inancım, umudum yeter sanmıştım ikimize. Yanılmışım.. Benimde umudum azaldı sevdiğim, tükeniyor inancım. Ben "biz"e olan inancımı kaybediyorum. Bil istedim; çok uzadı, çok büyüdü geceler sevdiğim.
Ne zaman seninle olsam tanıdık bir kuş cıvıltısıyla uyanırdım sabahları. Hissederdim, duyardım. Şimdi ise kırılgan mektuplar yazıyorum; hangi adrese bile göndereceğimi bilmeden. Malumun olsun diye söylüyorum; ben sende ülkemi sevdim, hüzün dolu yağmurları. Ben sende yolları sevdim; dallarına hiç bir kuşun konmaya bile yanaşmadığı ağaçlarla kaplı yolları. Ne yeminler bozdum geceler büyürken sensiz, tarifi imkansız. Malumun olsun işte ! Ben sende seni sevdim, beni sevdim; ben sende "biz"i sevdim..
Gündüz gürültüsüyle duymuyorda insan, gece sessizliğinde pek bi fazla yankılanıyor kalbin sesi. Geceler hep aynı sessizlikte gelmeseydi, belki daha az sevebilirdim seni..Uyuyamıyorsan berbat bi hayatın vardır. Uyanmak istemiyorsan da berbat bi hayatın vardır. İçimdekileri yazmaya kalksam, sayfalarca yazasım var. Ama yazmaya takatim yok. Kendimi, yıldızlara bakarak geceye bırakıp sadece sessizliğin arasında uyumak istiyorum. Düşünmekten yoruldum. Yani senin anlayacağın sevdiğim; hep aynı sessizlikte gelen gecelerden bi hayli yorgunum..
Odanın içinde, varlığına yıllardır aşina olduğun bir eşya gibi sessizce kaybolarak seni izlemek ve başının üzerinden sonsuzluğa akıp giden düş bulutlarında şekillenen her sözü, yüreğimde senin için büyüttüğüm şiire mısra yapıp eklemekti seni sevmek. Çünkü ayrılık ve biz aynı cümlede duramıyoruz, devriliyor cümleler, kuramıyoruz. Günler günleri kovalıyor. Günler günleri aynen tekrarlıyor. Yoruluyorlar. Yaşamaktan değil, yaşayamamaktan yoruluyorlar. Özlemekten saçmalıyoruz bence biz bazen. Bu yüzden sen mazur gör telaşımı, çok beklemiş sözleri dile dökerken bir düzene koymak zor oluyor.Hayattan zaman çalıyorum.Ben ondan kalbimin saf kalmış yanlarını çalıyorum.Onun benden ne istediğini bilmezden geliyorum.Bu yüzden gecikiyorum hem kendime, hem hayata.Zamanın dışındayım aslında.Herşey en sonunda gelip bende toplanıyor, ama önümde olup biten hiçbişeyi değiştirmeye gücüm yok esasında.Gülümsüyorum; seni sevip hissetmem için seni sahiplenmem gerekmiyor.Ordasın ve varsın işte.Nereye gitsem içimde hissediyorum seni; hayatın bütün renkleri yüzünde.Gülüşüne, gözlerine ömrümü sığdırdığım adam iyiki varsın; gülümseyerek, acı çekmeden özlüyorum seni..İçimin ışığından korkar oldum; çünkü bir tek geceleri yakabiliyorum onu. Ve o, üzerini örttüğüm ne varsa tümünü bi şekilde bulup aydınlatıyor bir bir. Kendime söyleyemediklerimi bile. İçimdeki bu boşluğu zamanın kapatacağını sandım. Kendimi buna inandırdım. Böylece kopardım beni benden, beni senden. Da doğrusu kopardığımı sandım. Ayrılık değil, özlemek hiç değil; asıl en kötüsü, bu giderek büyüyen boşlukmuş. Hangi adrese bile göndereceği bilinmeden yazılan kırılgan mektuplarmış.. Ve evet seni özlüyorum. Ama şimdiki seni değil. Beni önemsediğin zamanlardaki seni. Öyle yanlış bir durakta nefeski gece; ben seni en çok karanlıkta kaldığım zamanlar özlüyorum.. Ve şimdi kaçmak istiyorum umarsızca, nereye olursa olsun. Yine özlediğim sen olup gelir misin benimle?
Babamın küçük kızıydım ben. Elinden tutup bakkala götürdüğü, şeker alıp mutlu ettiği küçük kızı. Küçücük bir kızdım ben kanayan dizleri olan, pembe pembe elbiseler içinde saçı iki yana örülüp prenses ilan edilen. Yetmedi bana bu mutluluk büyümek istedim. Ve bir gün geldi büyüdüm. Babam artık elimden tutmuyor, şekerle alınacak bir gönlüm bile yok. İnsan kanayan dizlerini özler mi? Ben özledim.Bedenimin de solcusuyum; şüphesiz bir yürek mevzu, senperyalist fikrin aykırılığında. Ve inanırımki iki kişilik bir devrimdir aşk.Şimdi mi? Kocaman bir boşluktayım ben. Ne o boşluktan çıkabiliyorum, ne de o boşluğu doldurabiliyorum. Sürekli oyunlar oyunlar. Ben bu oyunu bozamamki.. Gitmek bir eylemdir unutmaksa koca bir devrim. Ve ben çok solcu gördüm, tanıdım ama kimse senin kadar devrim yapmadı, yapamadı solumda gülüşüne, gözlerine ömrümü sığdırdığım rüzgarla konuşan adam.


http://www.youtube.com/watch?v=XNf9wkHNdXI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder